Damacana.org Sayfalarına Hoşgeldiniz!


30 Eylül 2007

Toplu Taşıma Takıntılarımdan Sırt Çantası Sendromu


Aslında benim TTT'lerim, yani toplu taşıma takıntılarım çok fazla. Kendimce haklı sebeplerim de var. Takıntı olması sadece benim şahsıma münhasır olduğunu göstermiyor. O yüzden yine çok önemli bir husustan bahsederek sosyal mesajımı vermek istiyorum.

Özellikle büyükşehirlerde hayat toplu taşıma araçlarında yaşanıyor. Tabiri caizse, hayatımız yolculuk; evimiz de otobüs, dolmuş, metro, tramvay, vapur hatta paramız varsa taksi oluyor. Genel itibarla toplu taşıma dediğimiz için, insanlarla belli bir yeri paylaşıyoruz. Belki hayatımız boyunca tanışmamıza imkan olmayan kimselerle omuz omuza seyahat olanağı doğuyor. Tabi genel anlamda çok hoş bir mevzu değil bu. Bu yüzden pek çok noktada dikkatli ve anlayışlı olmak lazım.

Bu dikkat gerektiren noktalardan biri şu: Sabahları mesaiye giden ve akşam mesaiden dönen insanlarla tıklım tıklım olan araçlarda yolcuların arkaya ilerlemesi, dışarıdaki herkesin içindeki büyük beklentidir. Ta ki içeriye adım atana kadar. Diyelim ki otobüsle seyahat edeceğiz. Beş yüz metre sıra var, ve fakat gelen otobüsler yarım doluluk oranıyla geliyor. Dışarıdan bakan gözlemci olarak genel ahval ve şerait şu şekildedir:

- Otobüse önden bakıldığında yolcular nerdeyse ön cama yapışmaktadırlar.
- Otobüse yandan bakıldığında orta sıra biraz sıkışık olsa da daha boş yer vardır ve bazıları azar azar otobüsün arkasına doğru ilerlemeye çalışıyormuş gibi yapmaktadırlar.
- Otobüse arkadan baktığımızda yaklaşık olarak bir öküzü içeriye atsak sığdırmakta zorluk çekmeyeceğimiz kadar boşluk bulunmaktadır, fakat otobüsün biraz arkasında bulunan bir ya da iki vatandaşımız düşünme ya da görme engelli taklidi yaptıklarından o boşluğun sonsuza dek dolmayacağının sinyallerini verirler.

Dışardan bakan gözlemci olarak küfretme mekanizmalarımızı sonuna kadar rölantiye almamıza rağmen artık buramıza kadar (boynumun biraz üstünü gösteriyorum) geldiği için bazen kendimizi tutamayıp ağzımızdan istemdışı kelimeler çıkabilir. Bunlar sinirlilik halinin göstergesidir. Otobüs şöförü ve/veya varsa muavini ilerleyelim demekten yorulmuş, bütün gün boyunca böyle anlayışlı (!) yolcularla seyahat ettiğinden dolayı da bıkmıştır. Daha fazla "ilerleyelim" demektense ön kapıyı kapatır ve otobüs ilerler.

Otobüste ön taraftaki yolcular ezilirken, arkadakiler mutlu ve huzurlu bir yolculuğun tadını çıkarmaktadırlar. Dışarıdakiler içinse her yeni otobüs, bir başka umuttur. Bu soruna çözüm olarak damperli otobüsler istiyoruz. Şöför ilerleyelim dedikçe ilerlememeyi kendine görev edinmiş önü boş yolcular, ancak bu şekilde ikna edilebilir, sanırım.

Şimdi asıl mevzuya gelmek istiyorum. Sırt çantası ne kadar faydalı bir eşya, değil mi? İnsan elinde taşımaktan sıkıntı duyacağı pek çok şeyi sırt çantaları sayesinde sırtında taşıyor ve rahat ediyor. Öyle ki, okullarımızda eğitim ve öğretim görürken biz ve hala görmekte olan değerli kardeşlerimiz de sırt çantalarıyla yapışık yaşıyor ve Bond çantası kullanmıyorlar mesela.

İşte bu kardeşlerimizin çok acınacak bir halleri var. Küçük bir matematiksel hesaplamayla bunu gözler önüne sermekte fayda var. Ortalama bir öğrenci x kilogram geliyorsa, çantasıyla beraber 2x, 3x hatta 4x bile geliyor olabilir. Yazıktır, günahtır, değil mi? İnsanın bu kadar yükle dolaşması ne kadar rahatsızlık vericidir. Ama bizim sorunumuz şimdi bu değil. Asıl soruna şimdi geliyorum.

Eskilerden bir hikaye var. Aklımda kaldığı kadar aktarayım. Eski zamanlardan birinde bir gemiyle seyahat eden insanlar var. Bunlardan biri, elindeki büyük ve ağır bir yükle dikkatleri çekiyor. Adam belli ki taşımaktan güçsüz, kuvvetsiz düşmüş ve mecali kalmamış. Yine de yükünü elinde taşıyor. Derken yanına bir adam geliyor: Kardeşim, neden yükünü elinde taşıyorsun? Zaten gemideyiz, bırak yere, gemi hepimizi taşıyor. Gemiye mi güvenmiyorsun, kaptana mı güvenmiyorsun? Hadi güvenmiyorsun diyelim, bu yükünü elinde taşıdığında malın daha mı güvende oluyor?

İşte aynı bunun gibi, sevgili zeki (!) öğrenci milleti, çok değerli kardeşlerimiz, özellikle o tıkış tıkış dolu olan otobüslere binbir badirelerle binen yüzlerce insanla (evet belki de yüzlerce insan aynı otobüse binmeye çalışıyor) beraber seyahat ediyorlar, ve çantaları da hâlâ sırtlarında! Sevgili öğrenci kardeşim, adı üstünde TAŞIMA aracına binmişsin, ne diye kendini boş yere yoruyorsun? Haydi diyelim ki o taşıma yükümlülüğü senin problemindi, iyi ama (yine bir matematiksel hesapla) sen kendi başına x kadar yer kaplıyorken, sırt çantan sadece sırtındayken 3x yer kaplıyor be arkadaşım!

Aramızda da böyle arkadaşlar eminim vardır. Sırt çantasıyla yaşamaya başlamış ve kaplumbağa misal, evleri sırtlarında gezenler... Eğer büyükşehirde yaşıyorsanız ve toplu taşıma araçlarında seyahat ediyorsanız, sırt çantanıza olan bu sevginizi birazcık olsun kenara bırakın. Yani en azından birkaç saatliğine de olsa sırtınızdan çantanızı indirin, o çantanızdan kalan boşluğa da, evine, işine ya da önemli bir randevusuna geç kalmamak için çırpınan bir kişinin hatta belki de bir kaç kişinin sığabileceğini hatırlayın. Hem o yükü taşıyarak kendinize eziyet etmeyin, hem de bir kişinin daha gideceği yere vaktinde varmasına engel olmayın. Bu sayede, yemekten kurtulacağınız istemdışı sinirlilik hali küfürleri de bu işin cabası olacaktır.

Elbette toplu taşıma sıkıntılarının büyük bir bölümünün belediye ve devlet eliyle çözümü gerekiyor. Yol ve ulaştırma meseleleri bizim yetki ve sorumluluğumuzu kat be kat aşmakta. Ama bu arada da sadece devlete kızıp sinirlenmek bize bir çözüm getirmiyor. Elimizden geldiğince anlayışlı olup mümkün olduğunca çantalarımızı sırtımızdan indirip ayaklarımızın yanına, yere koysak, aynı zamanda "aman, oturan arkadaşımı yalnız bırakmayım, iki adım ileriye gitmeyeyim" demesek, kuvvetle muhtemelen, büyük bir sorun olan stresin gözle görülebilecek ölçüde azaldığını hissederiz.

Nacizane kanaatimdir, böle yapmayana da istemeden küfredersem sorumluluk kabul etmem, özür de dilemem. Benim gibi düşünebilecek tonla da insan vardır, sırt çantasıyla gezenlere sesleniyorum: Ayağınızı denk alın! :D

Not: Damacana.org bünyesinde çok fazla yazı yazdığım söylenemez, ama bugüne kadar keyifli vakit geçirdim. Son birkaç senedir son sınıfta okuduğum için, bu sene artık bitirmek lazım diye düşünüyorum. İster istemez başımda bulunan bitirme tezi, staj raporu, projeli laboratuvar dersleri ve bir de yazılım kursundaki projeler nedeniyle sene boyunca yazı yazamayacağımı tahmin ediyorum. Gelip selam bile veremezsem Yasin'den ses seda yok, nerde bu herif demeyin. İnanması güç ama muhtemelen ders çalışıyor olabilirim. :)

E-posta adresinizi giriniz
Alternatif Abonelikler

    Rss Okuyucu Kullan Sosyal Ağ

    Rss Okuyucu Kullan Son Yazılar

    Rss Okuyucu Kullan Son Yorumlar

    Rss Okuyucu Kullan Bağlantılar